10
Aaa…
merhaba
yine siz,
hoşgeldiniz.
bu saatte
ne işiniz
var burada.

Ben size
küsmüştüm.
ama neyse…
niye mi ?
hani söz
vermiştiniz,


hani
gelecektiniz
tam altıbuçukta.
o kadar
bekledim
sizi.
“tam cesaretimi
toplamıştım.
tam sizi
sevdiğimi
söyleyecektim
gelmediniz.”

üstelik
nezaket
kurallarını
bildiğim için,
siz gelmeden
yemeğe de
başlamadım.
yedibuçukta
topladılar
yemekleri
ve ben
aç kaldım.

11
peki ama
niye
gelmediniz ?
sizi
sevdiğimi
söyleyeceğimi mi
anladınız ?
korktunuz mu ?
bir deliyle
bir akıllıyı
yakıştıramadınız
heralde!
ama inanın
benim bir
beklentim
olmayacaktı,
siz gelseydiniz
ve ben
size sizi
sevdiğimi
söyleseydim…

evet
sadece
söyleyecektim.
“Beklentisiz.”
sonra,
kalkıp
gidecektim
masadan,
“sizin
beni
kırmamak
ve
olmasının
imkansızlığını
anlatmak için
kurduğunuz
cümleleri
duymamak
için…”

herşeyi
tasarlamıştım
kafamda,
ama olmadı.
neyse artık.
siz gelmediniz
ve ben
sizi
sevdiğimi
söyleyemedim
ve siz
hala
sizi sevdiğimden
bihabersiniz.
bu
yüzden
sorun yok.
hiçbirşey
olmamış gibi
devam
edebiliriz
hayatımıza.

12
yok
hayır,
istemiyorum
artık
benimle
yemek
yemenizi.
kusuruma
bakmayın
ama
bir akşam
daha
aç kalamam.
siz
sevgilinizle
yiyin
yemeğinizi.
pardon,
bir
sevgiliniz
var mı ?
yok mu ?
peki
bir sevgili
olma
ihtimali
olan
herhangi
biri ?
o da mı yok,
“desenize
hiç şansım
yok.”

yok,yok
size
demedim.
kendi
kendime
konuşuyorum,
deliler gibi.
ama sadece
gibi,
benzetme
edatı yani…

13
bazen
düşünüyorum da..
hayır,
bazen
düşünmüyorum.
aslında
her zaman
düşünürüm
ama
bazı zamanlar
sadece
birşey
düşünüyorum.
özellikle
geceleri.
“ay
pencereme
geldiğinde,
bir nur
gibi
girdiğinde
odama.”

çok
şairane
oldu de mi ?
…..
ne mi
düşünüyorum ?
hmm…
kelimelerle
çok
oynayınca
asıl
söyleyeceğimi
unutabiliyorum,
şimdiki gibi…
evet
hatırladım.
hayır
onu değil,
gitmem
gerektiğini.
neden mi ?
zamana
yetişmem
gerek
çünkü.
mesela
onbeş dakika
önce
saat kaçtı ?
…..
yani
onbeş dakika
önceden
bu yana
tam
onbeş dakika
geçti.
gördünüz mü ?
benim
ömrümden
yirmi sene
onbir ay
onbir gün…
doğduğum anı
dün gibi
hatırlamıyorum
ama
dünü
doğduğum
an gibi
hatırlayabiliyorum.
“insanların
kollarına
taktıkları
saat,
zamanı değil
ölümü
görmeleri
içindir.”

ve ölüm
çok anidir.
bu yüzden
ölüm daha
fazla yaklaşmadan
kollarındaki
saatle,
kollarındaki
saat
bir işe
yaramalıdır
zamanı geldiğinde.
çok karışık
oldu
de mi ?
inanın
bende
birşey
anlamadım
dediklerimden.
ama
birşey
çıkardım
anlamsız
sözlerimden.
“zaman
çok
hızlı
geçiyor.”

iyi geceler…

Celal YILDIZ 00:59 / 17 Kasım 2009

Related Posts with Thumbnails